Sponsor Reklamlar

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar Google

1- Cinsel temas nedir?

Heteroseksüel ya da homoseksuel olmak uzere genital, genital-oral, oral-anal, genital-anal tüm davranış biçimlerini içerir.

2- Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların (CYBH) genel özellikleri nelerdir ?

Her iki cinste de cinsel yönden en aktif oldukları dönemde sık görülürler. Genelde sessiz seyrederler. Özellikle umursamaz davranışlı kişilerde daha sıktır. Akut hastalık dışında infertilite, lohusalık humması, serviks kanseri, fetus ve yenidoğan enfeksiyonları gibi başka hastalıklara zemin hazırlar ve HIV enfeksiyonunun geçişini artırırlar.

3- CYBH olasılığı hangi durumlarda artar ?

Çok eşlilik Eşin birden fazla partnerinin olması Genelev kadınları ve müşterileri Yakın zamanda cinsel eş değiştirmek CYBH belirtisi olanla ilişkiyi sürdürmek Eşlerin de tedavi edilmesi gerektiğinin bilinmemesi Eğitim ve kondom kullanımının az olması

4- CYBH lar nelerdir?

Yirminin üzerinde bakteri, virus, parazit ve mantarlara bağlı hastalıklar cinsel yolla bulaşmaktadır. Bazı etkenler cinsel organ ve idrar yollarında üretrit (örn: bel soğukluğu), vajinit gibi infeksiyonlara neden olurken diğer bir bölümü genital bölgede lezyonla seyreder (sifilis (frengi), herpes simpleks, genital siğil, bit, uyuz, vb.). Bu etkenler yalnız cinsel bölgede sınırlı kalmayıp bazı durumlarda sistemik hastalıklara da neden olabilirler. Hepatit B virus, hepatit C virus, HIV (AIDS) gibi çeşitli mikroorganizmalar da vücuda bu yolla girerek hastalık oluşturabilirler.

5- CYBH’lardan nasıl korunulur ?

Kısa süreli, rastgele ilişkilere girilmemeli Başkalarıyla ilişkiye girebileceklerle cinsel ilişkiye girilmemeli Kondom () kullanılmalı Adolesanlara güvenli seks eğitimi verilmeli Erken tanı için zaman zaman kontrolleri yapılmalı Hastalık geliştiğinde yakınma olmasa bile eşler de tedavi görmeli

6- Nerelere başvurulmalı ?

CYBH ile ilgilenen uzmanlık alanı Enfeksiyon Hastalıklarıdır. Genital bölgede gelişen cilt lezyonları varlığında dermatoloji uzmanlarından yardım istenebilir. Kadın Hastalıkları ve üroloji uzmanları da bu hastalıkların eğitimini almış ve gerektiğinde yardım alınabilecek diğer bölümlerdir.

Akut Bronşit Hakkında Bilmeniz Gerekenler Google

Akut bronşit nedir?

Akut bronşit akciğerlere hava akımını sağlayan bronş ağacının bulaşıcı hastalığıdır. Bronşlar hastalandığında şişerler ve balgam salgılarlar. Balgam, öksürdüğünüzde ağzınıza gelen salgıdır. Bronşların şişmesi solunumunuzu zorlaştırır ve soluduğunuzda hışırtıya neden olur.

Akut bronşitin nedenleri

Akut bronşit sıklıkla bronş ağacına ulaşan, virüs denen mikroorganizmalarla oluşur. Boğaz ve burunda nezle ve iltihap yapan virüsler, akut bronşit de yaparlar. Virüsler bronş ağacının duvarlarına saldırır ve zedelerler. Vücudumuz bu saldırganlara karşı kendini savunur ve bu nedenle bronşlarda şişme ve balgam oluşur. Bedeniniz bu savunma sonucunda saldırgan virüsleri öldürse de, kendini toparlaması ve onarması için zamana gereksinim duyar. Bu sırada öksürmeye ve balgam çıkarmaya devam edersiniz. Bronş ağacına zarar verebilecek gibi herhangi bir etmen, bronşların iyileşme süresini uzatabilir.

Bronşit nasıl bulaşır?

Akut bronşit kişiler arasında öksürükle bulaşır. Virüs ya havadan ya da hasta kişinin elinden bulaşır (el sıkışmayla). Bronş ağacınız zedelenmişse, bronşite çok daha kolaylıkla tutulabilirsiniz. içiyor ya da hava kirliliğinin yoğun olduğu bir ortamda bulunuyorsanız, bedeninizin direnci düşer. içen kişiler, daha kolaylıkla bronşit olurlar ve hastalıkları daha uzun sürebilir.

Akut bronşit nasıl tedavi edilir?

Akut bronşit virüsler tarafından oluşturulduğu için antibiyotiklerin kullanımı gereksizdir. Solunumunuzun sıkışık olduğu durumlarda hekiminiz bazen astım tedavisinde kullanılan bir ilaç önerebilir. Bu ilaçlar, nefesinizi açmaya ve balgamdan arınmanıza yardımcı olacaktır. içiyorsanız, sayısını azaltmalı ya da sigarayı kesmelisiniz. Bu, bronş ağacına verilen zararı azaltacaktır.

Akut bronşitle birlikte gelişebilen başka Sorunlar

Bazen akut bronşitin öksürüğü haftalarca sürebilir. Bu, sıklıkla bronşların iyileşmesinin uzun sürmesi nedeniyle olur. Ancak, akut bronşit bazen astımla da karışabilir. Hırıltınız ve öksürüğünüz uzun sürerse ve bu özellikle geceleri ve hareket ettiğinizde oluyorsa, hafif bir astımınız da olabilir. Bu durum uzun sürecek olursa, bronşit ile astımınızı ayırt etmek için hekiminiz size solunum fonksiyonu testi yaptırabilir. Akut bronşit ile zatürre de aynı yakınmaları yapabilir. Yüksek ateşiniz olursa, kendinizi halsiz hissedecek olursanız ve öksürüğünüz sürecek olursa, sizde zatürre gelişmiş olabilir. Bu durumu ayırt edebilmek için, hekiminiz size bir göğüs röntgen filmi çektirebilir. Bronşitiniz, uyurken midenizden akciğerlerinize kaçan mide içeriği nedeniyle de olabilir. Öksürüğünüz sürüyor ve sabah ağızda kötü bir tatla uyanıyorsanız, hekiminize başvurunuz. Hekiminizin midenize yönelik vereceği ilaçlar, bu nedenle oluşan öksürüğü kesebilir.

Hekime acil olarak gitmenizi gerektiren durumlar

Öksürüğünüz bir aydan uzun sürüyor, ateşiniz devam ediyorsa hekiminize başvurmalısınız. Öksürdüğünüzde balgamınızla kan geliyorsa, yattığınızda soluk alıp vermede güçlük çekiyorsanız ve bacaklarınız şişiyorsa da hekiminizi görmelisiniz.

Tansiyon ölçmenin püf noktaları! Google

Tansiyon ölçmenin püf noktaları!

dr Tansiyon ölçmenin püf noktaları!

Tansiyon ölçerken dikkat etmeniz gereken pek çok nokta var. Rahat pozisyonda oturmak, ölçümden 30 dakika önce kahve içmemek bunlardan bazıları.

Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra askere, askerlikten sonra da, ihtisas için doğru Almanya’ya gittim. Dahiliye ihtisasına başladığımın ikinci haftası, beni kat doktoru olarak atadı, şefim Dr. Frentzen.
Çiçeği burnunda doktor olarak, yabancı memlekette çalışmaya başlamış, daha ne olduğumu anlayamadan kat doktoru oluvermiştim. İçimden dua ediyordum, inşallah bugün yeni hasta gelmez, biraz adapte olurum diye.
Beş dakika geçmeden hasta geldi. Yaşlıca hanım. Kendini yorgun hissediyormuş, kaç gündür de tuvalete çıkamamış.
Hastamın yanına gittim. Yatağın kenarına iliştim, kibar hareketle kolunu sıvadım ve tansiyonunu ölçtüm hastamın. 200/95 mmHg, alışılmış tabirle 20 ye 9,5. Kendisi tansiyon hastası olmadığını söyledi. Muayenemi bitirdim, doğru şefe gittim, ”Yeni yatan hastanın tansiyonu yüksek, ne ilaç vereyim?” dedim. ”Şimdi yatan hasta değil mi? Bekle biraz sohbet et, sonra tekrar ölç” dedi. Bayağı bozuldum, yanlış mı ölçeceğiz dedim içimden.
Beyaz gömlek sendromu
Tatlı hanımcağız, çocuklarından filan sohbet ettik, tekrar ölçtüm, 130/80 mmHg 13 e 8. Çıldıracağım. daha. Aynı. Gittim şefe ”Tansiyon düştü” dedim. ”Tansiyon düşmedi, kadın normale geldi. Hastane ortamı herkes yabancı, de beyaz gömlekli adam tansiyon ölçüyor. Sen bunun stresini, heyecanını düşünsene” dedi. ”Buna beyaz gömlek sendromu denir” diyerek ”Tansiyon ölçerken dikkatli ol hastaların dinlenmesine, kendilerine gelmesine izin ver” diye devam etti.
İş edindim kendime, her hastanın hemen karşılaştığımda tansiyonunu ölçtüm, de benimle 10 – 15 dakikalık sohbetten sonra. Yüksek çıkan tansiyonlar veya şefin lafıyla, strese girenler nasıl da normalleşiyorlardı.
Demek ki tansiyon ölçerken dikkat edilmesi gereken şeyler vardı. doktor dikkat etmeyince sonuçlar nasıl şaşırtıcı oluyor, de kendi kendine tansiyon ölçmesi gereken kişinin bu konuda ne denli yanlışlara açık olacağı ortada.
İdeal olarak tansiyon ölçmeden önce 5 dakika kadar istirahat etmeli, yatar veya oturur durumda, 5 dakika kadar beklenmeli.
Gün içinde değerler değişir. Genellikle sabahları uyandıktan sonra en yüksek ve akşamları en düşüktür.Sağ kol ile sol kol arasında 10 – 20 mmHg 1 – 2 fark bulunabilir. Bu nedenle her ölçümde, aynı kol kullanılmalıdır.
Sinirli veya heyecanlı durumda, ölçümden önce 15 dakika rahatlamalıdır.
Ölçümden önce en az 30 dakika , çay, kahve içmemeli, yemek yenmemelidir.
Ölçümden önce, buruna sıkılan dekonjestan spreyler gibi, tansiyonu yükseltme ihtimali olan ilaçlar kullanılmamalıdır.
Rahat, gevşemiş pozisyonda oturulmalı, konuşmamalı, hareket etmemeli.
Uzun kollu kazak varsa, kazak çıkarılmalıdır. Eğer ince kumaştan yapılmış uzun kollu gömlek giyiliyorsa, tansiyon aleti gömlek üzerinden de takılabilir.
Basıncın ölçüleceği kol, kalp hizasında öne doğru uzatılmalı, dirsekten hafif bükülmeli ve alttan desteklenmeli. Kol boşta kalmamalı.
Manşonun alt ucu, dirsek kıvrımından parmak kalınlığı, iki santimetre kadar yukarıda olmalıdır.
Tansiyon aletinin manşonu kola iyice sarılmalıdır, boşluk kalmamalıdır.
Alet elektronikse, dinleme kısmı çokluk işaretlidir ve bu işaretin kolun iç kısmına gelmesi, aletin atardamarınızın sinyallerini alması için yeterlidir.
Alet elektronik değilse dirseğinizin iç kısmında elinizle nabzınızı hissedin, stetoskopu oraya koyup elinizle sabit tutun. Stetoskopu aletin altına sıkıştırmayın.
Bulunan değerler günlüğe yazılmalı.Hergün, mümkünse aynı saatlerde ve aynı şartlarda tansiyon ölçmek daha yararlıdır.
Bilekten ölçerken…
Elektronik bilek tansiyon aletleri, ölçüm sırasında kalp hizasında olmalıdır. Bunların gelişmişleri kolunuzu tutacağınız seviyeyi gösteriyor. Eğer bu seviye otomatik olarak gösterilmiyorsa, kalp hizasını bulmak için, aleti taktığınız sol kolunuzun parmak uçlarını, sağ omuzunuza değecek şekilde kolunuzu bükerseniz, alet takriben kalp hizasına gelir.
Alet elinizden santimetre kadar yukarı takılmalı elinizle alet arasında santimetre kadar ğiniz boşta kalmalı. Alet ğe düzgün ve sıkı şekilde takılmalı, sonra hafifçe oynatarak bilek boşluğuna iyice yerleşmesi sağlanmalı.

Romatoloji Nedir Romatoloji belirtileri Google

Romatoloji, genellikle bağışıklık sisteminin uygunsuz çalışması sonucu gelişen romatizmal iltihabı hastalıklar ve diğer kas hastalıkları ile uğraşmaktadır.

Romatizma eski Yunan kökenli bir kelime olup, eklemlerde kötü özellikte sıvı birikmesi anlamında kullanılmıştır. Romatizmal hastalıklar MÖ 8000 yıl öncesinden beri bilinmesine karşın, hastalıkların nedenleri, seyirleri ve tedavileri ile ilgili bilgilerimiz 20. yüzyılda Romatoloji Bilim Dalının gelişmesi ile artmıştır.

Kuşkusuz hastayı hekime getiren en önemli yakınmalardan biri ağrıdır. Romatolojik hastalıkların en önemli belirtilerinden birisi de ağrıdır. Ancak unutulmaması gereken bir nokta, ağrının geri planda olduğu, hatta hiç ağrıya yol açmayan romatolojik hastalıkların da olduğudur.

Romatizmal hastalıkların tedavisinde başta Romatoloji Uzmanı olmak üzere, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Ortopedi Uzmanı ve gereğinde diğer uzmanlık dallarının ekip olarak çalışması gerekmektedir.

Çok çeşitli yakınmalara ve organ tutulumlarına neden olan romatizmal hastalıkların tedavisi, günümüz koşullarında artık mümkündür. Son yıllarda hız kazanan ilaç araştırmaları ile romatizma tedavisinde yol alınmıştır. Ancak çoğu romatizmal hastalığın tamamen ortadan kalkması söz konusu değildir. Sürekli bir hekim-hasta işbirliği gerektirir. Zaman zaman hastalığın alevlenebileceği bilinmelidir. Tedavi uzun sürelidir hatta ömür boyu sürebilir. Tedavide amaç ; yakınmaların ortadan kaldırılması, olası ortaya çıkabilecek organ tutulumlarının önlenebilmesi ve hastanın yaşam konforunun en üst düzeyde sürdürmesini sağlamaktır.

Romatizmal hastalıklardan sık görülenleri aşağıda sıralanmıştır:
Romatoid artrit
Spondilartropatiler ve ankilozan spondilit
Behçet Hastalığı
Bağ dokusu hastalıkları: sistemik lupus eritematozus, skleroderma, mikst bağ dokusu hastalığı, Sjögren sendromu ve dermatomiyozit, polimiyozit
Antifosfolipid antikor sendromu
Damar İltihapları: poliarteritis nodoza, Takayasu arteriti, dev hücreli arterit ve diğer sistemik vaskülitler
Ailevi Akdeniz Ateşi
Akut eklem romatizması
Reaktif artritler
Kristal artritleri
İnfeksiyöz artritler
Amiloidoz
Metabolik ve dejeneratif hastalıklar: osteoartrit, osteoporoz, osteomalazi ve Paget hastalığı
Diğer sistemik hastalıkların romatizmal bulguları

Romatizma (Rheumatism)
Kemikler, kaslar, eklemler, tendonlar, ligamanlar eklemler ile çevrelerindeki dokulardaki herhangi bir ağrı ve sızıları tanımlamak için kullanılan bir terim. Artritin aksine sınırları net olarak belli değildir. Bu nedenle, “romatizma” terimi, “artrit” kelimesini de kapsamaktadır.Bu ağrı ve sızılar her zaman altta yatan bir patoloji ile açıklanamayabilir. Dolayısı ile romatizma içinde tanımlanmış hastalıklar yanında boyun ağrısı, tenisçi dirseği, bel ağrısı gibi bölgesel ve fibromyalji gibi yaygın ağrı ile seyreden tablolar da yer alabilir.

İltihabi romatizmal artriti bulunan çoğu hastada bu ağrılı tablolar da eşlik edebilmektedir. İltihabi sistemik (tüm vücudu ilgilendiren) bir çok hastalıkta ise artrit hastalığın sadece bir bulgusu olarak ortaya çıkmaktadır.

Romatizmal hastalıklar (rheumatic diseases)
Tüm artrit ve romatizma tiplerini ifade eder. 150’ye yakın romatizmal hastalık bulunmaktadır. Bunlardan iltihabi olanlarının çoğu en temel anlatımla bağışıklık sistemi ve/ iltihap mekanizmalarının uygunsuz çalışması ile vücudun kendisine yönelik hastalık oluşturması mekanizmaları ile açıklanmaktadır.

Romatolog nasıl olunur, ne iş yapar? (rheumatologist)
Eklem iltihapları ve diğer romatizmal hastalıkların tanısı ve tıbbi tedavisi konusunda uzman olan doktor. Daha sınırlı anlamda iç hastalıkları uzmanlığı (5 yıl) sonrası romatoloji eğitimi (3 yıl) almış doktor; romatoloji uzmanı. İltihabi sistemik (tüm vücudu ilgilendiren) ve eklemlere özgü romatizmal hastalıklar yanında dejeneratif, metabolik ve mekanik kas-iskelet sorunları da uzmanlık alanına girmektedir. Romatolog, iç hastalıkları uzmanı olması nedeni ile romatizma hastalarında hastalığın kendisine tedavilere bağlı olarak sıkça görülebilen iç organ (kalp, böbrek, akciğer, karaciğer, mide-barsaklar vb.) sorunlarının büyük kısmını da çözümleme alt yapısına sahip bulunmaktadır

Artrit nedir? (arthritis ,çoğul arthritides)
Eklem ağrısı yanında eklem iltihabını gösteren eklem şişliği, eklem üzerinde sıcaklık artışı, eklem üzerinde kızarıklık eklem hareketlerinde kısıtlılık bulgularından bir birkaçının da bulunması durumu, eklem iltihabı. Artrit oluşturan 150’ye yakın değişik hastalık bulunmaktadır. Bu hastalıkların sınıflaması, tanı kriterleri ve tedavi yaklaşımları hastalıklara göre değişik derecelerde uluslararası literatürde ortak olarak belirlenmiş ve kabul edilmiştir. Dolayısı ile artrit oluşturan hastalıklar arasında romatoid artrit, osteoartrit, infeksiyöz artrit, psöriatik artrit, iltihabi barsak hastalığı ile ilişkili artrit, ankilozan spondilit, gut gibi hastalıklar yer almaktadır.

Artrit ve Romatizmal Hastalıkların Nedenleri
Bu hastalıkların mekanizmaları hakkında giderek daha çok şey bilmemize rağmen, hastalığı başlatan nedenler hakkında nispeten daha az şey bilinmektedir.

Bu nedenle, bu gün için çoğu romatizmal hastalık için hastalığın ortaya çıkması kolaylaştıran faktörlerden söz edilebilmektedir. Bunlar arasında ana grup olarak,

genetik: Bağışıklık sistemi hastalıkları ile doku uygunluğu genleri arasında giderek artan bir ilişki kurulmaktadır. Ancak bir çok romatizmal hastalığa yakalanmanın genetik temelleri birden fazla genetik yatkınlığa dayanmakta yani kompleks olarak kabul edilmektedir.

Çevresel : bazı mikrobik ve kimyasal faktörlere maruz kalma, bireylerin karşılaştığı bazı bakteri ve virüslerin bağışıklık sisteminin dengesini bozduğu bilinmektedir.

Fizyolojik: hormonlar ve yaş durumu gibi faktörler sayılabilir.

Yanlış: Romatizmal hastalıkların tedavisi bulunmamaktadır.
Doğru: Romatizmal hastalıkların büyük bölümünde (>%90) uygun sürekli tedavi ve takip ile hastalık bulguları ortadan kaldırılabilmekte ve doku hasarı engellenebilmektedir.

Yanlış: Eklem iltihapları, rüzgar, soğuk havada kalma, rutubet, ıslak ortamlarda bulunma, bazı gıdalara aşırı duyarlılık gibi tıp dışı faktörler ile ilişkilidir.
Doğru: İklimsel faktörlerin (soğuk, rüzgar, rutubet) ve bazı gıdaların eklem iltihaplarına yol açtığını gösteren veri bulunmamaktadır. Ancak barometrik basınç değişikliklerinin eklem ağrılarına yol açabildiği şeklinde gözlemler mevcuttur.

Yanlış: Artritler ailesel geçişlidir.
Doğru: Bu hastalıklar nadiren ebeveynlerden çocuklara geçer. Ancak bazı ailelerde bazı artritlerin daha sık görülebildiği bilinmektedir.

Yanlış: Artrit ve romatizmalar yaşlıların hastalığıdır.
Doğru: İltihabi romatizmalar hemen her yaşta görülebilmektedir. Tepe dönemi 30’lu yaşlardır. Osteoartrit gibi dejeneratif eklem hastalıkları yaş ilerledikçe daha sıklaşmaktadır.

Yanlış: Eklem çıtlatma ve eklem tıkırtısı romatizmaya neden olmaktadır.
Doğru: Eklemlerin aşırı kullanımı dejeneratif eklem hastalığı riskini arttırmaktadır. Ancak, eklem çıtlatma ve tıkırdaması artrit için bir risk faktörü değildir.

Yanlış: Ekleme enjeksiyon yapılması kesinlikle eklem için zararlıdır.
Doğru: Ekleme kortizon enjeksiyonu eklemdeki iltihabı kontrol etmede çok faydalıdır. Ancak bu enjeksiyonun ehil kişilerce (romatolog) uygun şekilde gerekli durumlarda yapılması gerekir. Aşırı sık enjeksiyon uygulamasından da kaçınılması doğrudur.

Yanlış: Ağrı kesiciler (steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar) bağımlılık yapmaktadır.
Doğru: Narkotik ağrı kesicilerin aksine bu grup ilacın bağımlılık yapıcı özelliği bulunmamaktadır. Doktorunuz ilaç dozunu arttırıyor ise bu hastalığınızın daha şiddetlendiği anlamına gelmektedir.

Yanlış: Bitkisel geleneksel tedaviler (bakır bilezikler, Akupunktur, özel gıdalar ve sular) modern tıp uygulamalarından daha etkilidir.
Doğru: Bu yöntemler doktorunuzun uyguladığı modern yöntemler gibi incelenmemiştir ve etkin olduğunu gösteren kanıt bulunmamaktadır.

Anneler! Bu Şuruba Dikkat Google

Anneler! Bu Şuruba Dikkat

sb Anneler! Bu Şuruba Dikkat

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, fazla miktarda etken madde içeren serum ile içerisinde yabancı madde bulunduğu tespit edilen şurubun piyasadan geri çekilmesini istedi.

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye Eczacılar Birliği, il sağlık müdürlükleri ve ilgili ilaç firmasına gönderilen yazıda, Kansuk Laboratuarı San. ve Tic. AŞ adına ruhsatlı bulunan “Kanfleks yüzde 5 Dekstroz sudaki solusyonu 1000 ml.” adlı serumun, yapılan incemele sonucu içerisindeki etken madde miktarının yüzde 10.2-10.8 oranından fazla olduğunun belirlendiğini, bu nedenle serumun 0610038-2, 060039-1, 0610039-2 ve 0610040-1 seri no’lularının 2. sınıf B seviyesinde eczanelerden, ilaç depolarından ve hastanelerden geri çekilmesini istedi.Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü ayrıca Glax Smith Kline firması adına ruhsatlı olan ve çocukların allerjik rahatsızlıklarında kullanılan 01417 seri nolu “Actived şurup”un, içerisinde yoğun miktarda yabancı madde içermesi nedeniyle yine 2. sınıf B seviyesinde geri çekilmesini istedi.

Okul başlayınca migren artıyor! Google

Okul başlayınca migren artıyor!

aaa Okul başlayınca migren artıyor!

Migren sadece yetişkinlerin sorunu değil. Anne veya babada migren varsa çocukta da çok küçük yaşlardan itibaren ağrılar başlayabilir.

Migren çocukluk yaşlarından itibaren ortaya çıkabiliyor. Çocuklardaki migren, erişkinlerden farklı olarak iki taraflı görülebiliyor ve sıklıkla baş dönmesiyle de kendini gösterebiliyor. Sıfır yaş grubundan itibaren migrenin çocuklarda görülebildiğini anlatan Sağlık Merkezi nöroloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, çocuklarda migren ve belirtileriyle ilgili sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor.
Migren çocuklarda nasıl ortaya çıkıyor?
Migrenlilerin önemli bir kısmında sorun, çocukluk yaşlarında başlıyor. Ailelere sorduğumuzda çocukların 6 – 7 yaşlarında baş dönmeleri ve karın ağrıları yaşadıklarını, bu çocukların sık sık sebepsiz kustuklarını ya da sebepsiz ağladıklarını öğreniyoruz. Çocuklarda kısa süren baş ağrılarına daha sonra migren teşhisi koyuyoruz.
Peki çocuklarında bu tabloyu gören anne babalar migrenden mi şüphelenmeli?
Mutlaka şüphelenmeli. Hele ki anne babada migren varsa. Örneğin 7 yaşındaki çocuk zaman zaman baş dönmeleri, karın ağrıları yaşıyorsa ve periyodik olarak ayda 3 – 5 kere oluyorsa mutlaka doktora başvurmalılar.
Çocuklarda migrenin tipik özellikleri nelerdir?
Çocukların migreni büyüklerinkine benzemiyor. Yarım saat, bir saatte geçebiliyor. Ayrıca büyüklerde tek taraflı olan migren çocuklarda iki taraflı görülebiliyor. Çocuklarda iki taraflı yaygın olur ama çok şiddetli olmaz. Bazı hastalar ise baş dönmesiyle gelir. Çocuklarda migen en sık sinüzitle karıştırılır.
Çocuklarda nasıl bir tedavi uygulanıyor?
Antideprasan özelliği olmayan bazı migren ilaçlarımız var. Epilepside kullanılan bir ilacı kullanıyoruz örneğin. Ama aileyi baştan uyarmak ve epilepsiyle bir ilgisi olmadığını anlatmak lazım. ”Bu da bir tür epilepsi mi?” sorusunun kafalarında kalmaması lazım. Epilepsi ilacı demek hem epilepside hem de migrende kullanılıyor anlamına gelir. Örneğin Aspirin de hem ateş düşürür hem kanı sulandırır.
Çocuğun yaşam tarzı ya da yeme içmesiyle ilgili birtakım değişiklikler öneriyor musunuz?
Bazı önlemler alıyoruz. Mesela bazı migren türleri var. Felçi – hemiplejik migren dediğimiz türdeki çocukların top oynamasını yasaklıyoruz. Çünkü bu grup hastaların bir kısmında kafaya top değmesi o hastanın komaya grip ölebilmesine yol açabiliyor.
Standart bir migren tanısı koyduğumuz çocukta verdiğimiz öneriler şunlar; Asla öğün atlanmamalı, uyku düzenli olmalı, hafta içi ve hafta sonunda gece çok geç saatte yatılmamalı ve de aşırı hareketlilikten kaçınılmalı. Çünkü aşırı hareketlilik ve spor, migren için tetikleyici faktörlerden biri. Eğer çocuğun her oyundan ya da yaptığı spordan sonra başı ağrıyorsa ya da baş dönmesi oluyorsa bunu biraz makul ölçüye indirmesi gerekir veya tedaviye daha erken başlanması gerekir.
Bilgisayar ve televizyon ışığı çocuklar için sakıncalı mı?
Işık bazı hastalarda migreni çok tetikleyebiliyor ama bazı hastaları hiç etkilemiyor. Bu ışığın da parlak ışık şeklinde olması lazım. Çok yoğun bir güneş ışığı gibi ya da çok yoğun güneşli bir ortamda gözlüksüz bulunmak gibi.
Kapalı bir ortam, özellikle sigara dumanlı bir ortam çok ciddi bir tetikleyicidir. Onun için çok havasız ortamlarda çok uzun süre kalmak tetikleyebilir.
Sınav stresi ya da sınav dönemleri çocuklarda migreni tetikleyen bir etken olabilir mi?
Kuşkusuz stres çok önemli. Okullar açılınca çocukların migreni artar. Okullar kapandığında ise migrenler azalır.
Stres kadar çocuğun okul döneminde erken kalkıp kahvaltı yapmadan okula gitmesi de migreni tetikler. Bu nedenle migrenli çocuklarda kahvaltı mecbur tutulabilir.
Okul başarısını olumsuz etkiliyor mu?
Aslında okul başarısını etkilemiyor ama migren atakları sık olursa ve çocuk tedavi olmuyorsa ders ve sınavlarından geri kalır. Sınav günü migren atağı olursa sınavda başarısız olur. Ya da migren korkusuyla sınava giriyor. Bu da migreni getirebiliyor.
Migreni tetikleyen faktörler
Açlık
Az ya da fazla uyku
Rüzgar, lodos
Sigara dumanlı ortam
Ağır kokular
Çok parlak ışık
Regl öncesi dönem

Saglikli Yasam İcin 20 ipucu! Google

Saglikli Yasam İcin 20 ipucu!

saglik Saglikli Yasam İcin 20 ipucu!

• Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalar.

• Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır.

kurallardan en önemli olanları; temizlik, sağlıklı , bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.

1- Kardiyovasküler hastalıklar (KVH) ile egzersiz arasında önemli bir ilişki vardır. Özellikle tempolu şekilde ve düzenli yürümek KVH riskini azaltır.
2- Amerikan Kalp Birliği (AHA), alınan enerjinin yüzde 7’sinin altının doymuş yağ asitlerinden, yüzde 1′inin altının trans yağ asitlerinden, kolesterol için günlük 300 miligramın altında olmasını öneriyor. Yağ tüketiminde çeşitliliği önemseyin.

3- Omega-3 (EPA,DHA) yağ asitlerinin yeterli tüketimiyle KVH riski azalmaktadır. Omega – 3′ün en iyi kaynakları; soğuk sularda yaşayan somon, uskumru, ton gibi yağlı balıklarda Omega – 3 fazla bulunur. Ayrıca kanola ve soya yağı da bir miktar Omega – 3 içerir.

4- Çocuklar büyüme çağındayken sağlıklı besinlere yönlendirilmeye çalışılmalı, yağ ve şeker içeriği yüksek besinlerden uzak durulmalıdır. yaşta gelişen alışkanlık, yaşam süresi ve hastalıklardan korunma konusunda etkilidir.

5- Türkiye’de yetişkinlerde kalp damar hastalıkları görülme sıklığının yüzde 6.7′den yüzde sekize çıktığı görülmektedir. eğitimine önem verilmesi şarttır.

6- Obezitenin önlenmesi için pratik çözümler yaratılmalı; kullanımı azaltılmalı, yayalara özgü alanlar yaratılmalı, kamu sağlığı için kampanyalar düzenlenmeli, şehir içinde kullanmak paralı hale getirilmelidir.

7- Yaşlı nüfus 2002 yılında 605 milyon iken, rakamın 2025 yılında 1.2 milyar, 2050 yılında ise iki milyara ulaşması beklenmektedir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yaşam süresi uzamaktadır sağlıklı yaşlanmak için sağlıklı şarttır.

8- 20 – 65 yaş arasında vücut ağırlığında artış görülebilir. Fakat sonraki yaşlarda negatif enerji dengesi ortaya çıktığı için vücut ağırlığında düşüşler olabilir. İleri yaş beslenmesi, özel bir durumdur ve ihmal edilmemelidir. Yaşlılıkla birlikte iştah ve tat alma duyusu azalmaya başlar, kemik ve kas kaybında artışlar göze çarpar. dönemde kanser, diyabet, KVH, osteoporoz görülme sıklığı artar.

9- Yaşam kalitesindeki artış, yaşla bağlantılı hastalık risklerini azaltır. Sağlıklı bir yaşlanma için dengeli ve kaliteli temeldir.

10- Sarı kantaron otu; reçeteli ilaçlarla etkileşime geçer. İlaçlara bağlı olarak etkilerini azaltır ya da artırır. nedenle kontrollü kullanılmalı.

11- Yapılan araştırmalar gösteriyor ki bireyler; C vitaminini tavsiye edilen miktarın 100 katı kadar fazla, B6 vitaminini ise 10 katı kadar fazla almaktadırlar.

12- Soya; östrojen seviyesi yüksekse azalmasına yardımcı olur. Vücuttaki mevcut östrojen seviyesine göre azaltıcı ya da artırıcı etki gösterir. Ayrıca göğüs kanseri riskinden de bireyleri koruduğu kanıtlanmıştır.

13- Yapılan çalışmalara göre balık ve balık yağı tüketimi, ölüm ve kalp krizine yakalanma olasılığını azaltmaktadır.

14- Son yıllarda KVH tedavisinde bitkisel sterol ve stanollerin kullanımı artmaktadır. Tüm sebzeler bir miktar bitkisel sterol içermektedirler. Özellikle bitkisel yağlarda, yağlı tohumlarda, tahıllarda ve kuru baklagillerde bulunmaktadır. Stanollerin kan lipitleri üstündeki etkilerini inceleyen çalışmalarda, kolesterol seviyeleri yüksek olan kişilerde statin türevi ilaçlar kullanılmadan tek başına bitkisel stanoller kullanılarak kötü huylu kolesterol seviyelerinin yüzde 14 düştüğü bulunmuştur.

15- Özellikle kullanılan besin desteklerinin güvenilirliğinin çok iyi araştırılması ve kullanımlarının değerlendirilmesi gerekliliği üstünde duruldu. Çünkü bileşimindeki bitkiler reçeteli ilaçlarla etkileşime girebilmektedir. nedenle isteğe bağlı olarak alınmamalıdır.

16- Hafıza destekleyici olan Ginkgo Biloba 55 yaş üstü bireylerde ve demans (unutkanlık) gelişmiş kişilerde, belirli dozlarda (160-240 mg) ve sekiz hafta kullanıldıktan sonra etkili olabilmektedir. Genç ve sağlıklı kişilerde ise hafıza gelişimine herhangi bir katkısı olmadığı kanıtlanmıştır.

17- Balık yağı; en ikna edici kanıta sahip besin desteğidir.

18- Yapılan bir çok araştırmada diyetle alınan posanın (yetişkinler için günde 25 – 35 gram, çocuklar ve adölesanlar için günde yaş + 5 gram) alınmasının; bağırsak fonksiyonlarını düzenlediğini, kan kolesterol düzeylerini düşürdüğünü, kan glikoz ve insülin düzeylerini dengeleyici etkileri olduğu görülmüştür.

19- Merdiven çıkmak ve futbol oynamak en çok enerji harcatan aktivitelerdir. 15 dakika merdiven çıkarak veya 30 – 35 dakika futbol oynayarak 150 kalori yakabilirsiniz.

20- Vücutta bulunan toplam yağ dokusu fiziksel aktivite seviyesiyle doğru orantılıdır. nedenle haftada en az üç kez 45 – 50 dakika egzersiz yapılmalıdır.

Kulak çınlaması, kulak ağrısı Google

Kulak ağrısı

Bazı pratik önlemler: Birkaç damla ılıklaştırılmış sarı kantaron yağı kulağa damlatılır. Eğer ağrının yanı sıra yüksek ateş varsa, hemen doktora başvurulmalıdır!

*Mürver çiçeği, anason, mayıs papatyası, nane çaylarının buharı, bir huni aracılığı ile kulağa yöneltilir. Tedavi süresi 5-10 dakikadır. *İnce şerit halinde kesilmiş gazlı bez, suyuna batırılır ve kulak yoluna sokulur. *İsveç Şurubu ile nemlendirilmiş bir parçası kulak yoluna sokulur. *Sinirliot tentürü ile gliserin yarı yarıya karıştırılır ve iyice çalkalanır. Bu karışımdan 2-3 damla, kulağa damlatılır.

Bu uygulamalar kulak ağrısını azaltır veya dindirir, ama ağrıya neden olan enfeksiyonun tedavi edilmesi gereği unutulmamalıdır!

Mastoit iltihabı (mastoidit)

Mastoit, kulak kepçesinin arkasındaki çıkıntısıdır. Bazen bu bölgede, apseye veya kan çıbanına dönüşebilen enfeksiyonlar görülebilir. Bu tür rahatsızlıklarda, kan çıbanı tedavisinde önerilen tedaviler uygulanır (deri bölümüne bakın).

Ağır işitme ve işitme problemleri

Ağır işitme, nevraljik nedenlerden veya orta kulakta oluşan bir enfeksiyonun yol açtığı blokajdan kaynaklanabilir. Böyle bir blokaj, nezleye karşı önerilen önlemlerle tedavi edilebilir. Dışkulak yolunu tıkayan kulak kiri de ağır işitmeye yol açabilir ve doktor bu sorunu kolayca ortadan kaldırabilir.

Kulak çınlaması (Tinnitus)

Gerçekte varolmayan, çınlama ve gürültü gibi seslerin algılanması halidir. Bu durum, bir enfeksiyonel birikimden veya sinir sisteminden kaynaklanabilir.

*Eski bir reçeteye göre, kulağa soğan özsuyu damlatılır ve kulağın arkasına çam sakızı sürülür veya soğan özsuyuna batırılmış bir parçası kulak yoluna sokulur.

*Ebegümeci çiçeği çayının buharı, bir huni aracılığı ile kulağa yöneltilir. Tedavi süresi 5-10 dakika olabilir.

*Kantaron tentürü, Hypericum D6, beyin ve belkemiğinden ayrılan sinirleri yatıştırıcı etkiye sahiptir. Kulak çınlamasında da başarılı olabilir. Günde 2-3 kere, 15-20 damla, aç karnına, dil üstüne alınır ve kısa bir süre ağızda tutulduktan sonra yutulur.

*Anavatanı Japonya olan, ginkgo ağacının yapraklarının içerdiği etken maddeler, özellikle derindeki damarları genişleterek, kanın akış hızının artmasını sağlayabilir. Ama bu etkiyi elde edebilmek için, bitkiden ekstre edilmiş ve standartlara uygun preparatları kullanmak gerekir. Bazı preparat adları: Ginkgo biloba extrackt, Craton forte, Rökan, Tebonin forte, Gincosan, Ginkovit.

Ayrıca, zaman zaman gürültüsüz ortamlarda, bedeni gevşetmeye çalışılmalıdır. Gevşeme tekniklerini bir uzmandan veya kitaplardan öğrenmek doğru olur. Bu tekniklerden bazı örnekler: Autogenes training, Qi Gong, Biofeedback, Kinesiologie, Aura Soma.

Fobi Tedavisi ve Sosyal Fobi Google

Fobi Tedavisi

Fobiler nasıl tedavi edilir?

Fobilerin tedavisinde temel olarak iki yöntem izlenir. Bunlardan birincisi ilaç tedavisidir. İlaç tedavilerinin fo­bilerin ele alınmasında oldukça etkili olduğu birçok ça­lışma ile gösterilmiştir. Günümüzde en çok “serotonin geri alım inhibitörü”(SSRI) olarak bilinen antidepresan ilaçlar bu çla kullanılmaktadır. Genellikle tedaviye başladıktan sonra 1-2 ay içersinde sonuç elde edilmekte­dir. Bu süre içersinde söz konusu ilaca cevap alınmaması daha sonra da alınmayacağı anlamına gelmektedir. Eğer olumlu cevap alındı ise genellikle tedaviye en az bir sene süre ile aynı dozda devam etmek gerekmektedir. İlacın erken dönemde kesilmesi hemen her zaman fobinin tek­ alevlenmesine neden olmaktadır. Antidepresan ilaca tolerans ya da bağımlılık gelişmesi gibi bir durum yok­tur. Kimi zaman SSRI tipi antidepresanlarla sonuç alın­madığında trisiklik olarak bilinen daha eski antidepre-sanlara da başvurulabilir. Nöroleptik (antipsikotik) ilaç­ların fobi tedavisinde hiçbir yeri yoktur. Anksiyete çözücü ilaçlara ise kısa bir süre için, acil durumlarda yer veri­lebilir. Ancak bunlara tolerans geliştiği ve etkisi kısa sü­reli olduğundan acil ve kısa süreli müdahaleler dışında yararlılıkları yoktur.

Sosyal Fobi İlaç Tedavisi

İlaç tedavisinden olumlu sonuç alınamadığı oluyor mu?

Evet. Bazı kişilerde ilaçla tedaviden sonuç alınamaz. Bazı durumlarda ise sadece ilaç tedavisi ile yetinmek sonuç alınmasına yeterli olmayacağı gibi ilacın kesildiği dönemde yakınmaların tekrar etmesine yol açılmış olur. Bu nedenle ilaç tedavisi yapılsa dahi, yanı sıra dav­ranış tedavisi olarak bilinen, temelde kişinin korktuğu şe­ye dereceli olarak alıştırılması ve duyarsızlaştırılması anla­mına gelen tedavilere başvurulması yerinde olmaktadır. Davranış tedavisi en az ilaç tedavisi kadar etkilidir, ancak uygulanması daha büyük bir çaba, zaman ve insan gücü, hastadan yoğun işbirliği gerektirir. Bu nedenle çoğu zaman ilaç tedavisine nazaran ikinci plana bırakılmaktadır. Dav­ranış ve ilaç tedavilerinin yetersiz kalmalarındaki bir etken de bir kişide birden fazla problemin aynı anda bulunması­dır. Biz tıp dilinde “komorbidite” diyoruz. Problem­ler hepsi birbirinden bağımsız da olsa toplandıklarında kümülatif bir etki yapmakta ve hepsinin tedavisini aynı anda birbirine paralel olarak sürdürmek gerekmektedir. Ancak o şekilde tedavide sinerji sağlanabilmektedir. Bir ta­nesinin ertelenmesi diğerinin de tedavisini aksatmaktadır. İşte böyle komorbidite olan durumlarda tedavide direnç ile karşılaşılır. O zaman daha geniş spektrumlu bir yakla­şımda bulunulması gerekir. karşılık problem tek ol­duğunda tedavi de tek bir yönteme dayalı olabilir ve daha basit bir şekilde yürütülebilir.

KIZILCIK C VİTAMİNİ DEPOSU Google

KIZILCIK C VİTAMİNİ DEPOSU
cornus mas KIZILCIK C VİTAMİNİ DEPOSU
Kızılcıktaki C vitamininin portakalın iki katı olduğu ve bu nedenle kızılcığın hücreleri kansere karşı koruduğu tespit edildi.

Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezai Ercişli, yaptığı açıklamada, kızılcıkla ilgili Çukurova Üniversitesi, Malatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsü ve Atatürk Üniversitesinin ortak bir araştırma yürüttüğünü, bu çalışma sonunda kızılcık meyvesinin antioksidan özelliğinin çok yüksek olduğunun tespit edildiğini söyledi.

Ercişli, şöyle konuştu:
”Kansere karşı antioksidan özelliği, koruyucu özellik demek. Hücreleri kansere karşı koruyor. Bizim çalışmamız bunu kanıtladı. Yalnız kızılcık tipleri arasında bariz fark çıktı. Çok koyu renkte olan kızılcıkların antioksidan içeriği daha yüksek olarak tespit edildi. Kızılcığın ortalama C vitamini 100-120 miligram civarında. Bu portakalın ortalama iki katı olarak kabul ediliyor. Portakalda biz bunu ortalama 50-60 miligram olarak tespit ediyoruz. C vitamini yönünden oldukça yüksek. Antioksidan özelliği de C vitamininden kaynaklanıyor.”

Araştırmanın, Avrupa’da prestijli gıda dergilerinden birinde yayımlandığını anlatan Ercişli, ”Kızılcıkta Türkiye, özel bir konuma sahip. Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’deki geniş bir kızılcık popülasyonu yok” dedi.

GENETİK KAYNAKLARI MALATYA’DA

Kızılcık genetik kaynaklarının da Malatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsünde bulunduğuna dikkati çeken Ercişli, şunları kaydetti:

”Dünyada ikinci kızılcık genetik kaynakları bir tek Ukrayna Yalta’da var. Başka yerde yok. Ukrayna’daki türler de açık renkli kalıyor. Diğer ülkelerde kızılcık türü yok. Malatya’da 60′ın üzerinde tip var. Çeşit demiyoruz. Daha tescil edilmedi. Biz, çalışmamızda 30 tanesini kullandık.”